Siz hiç şehit haberi vermeye gittiniz mi? Hilmi ALICI

Siz hiç şehit haberi vermeye gittiniz mi ailesine?

Ben gittim..
Sabah daha mesaiye başlamadan bir mesaj düşer önünüze..
Yukarı köyden/mahalleden Ahmet Oğlu Mehmet şehit düşmüştür. Gereği yapılsın, ailesi bilgilendirilsin..
Yarabbim dersin, dağa çıksam günlerce  aç susuz kalsam da şu haberi vermesem ama çare yok, giyersin tören üniformanı, birkaç Mehmetçikle birlikte, hastaneden gelen ambulansı da  alırsın arkaya, düşersin yola..
Vatandaş da öğrenmiştir artık, önde bir askeri araç arkada bir ambulans geliyorsa bu  bir eve ateş düştü demektir..
Yaklaştığın her kasaba veya köyün buz kesildiğini hissedersin.. İçinden geçtiğin her yer sessizleşir..
Köye varırsın.. Askerde evladı olan her  haneden inceden bir sızının yükseldiğini, aman  bizim eve doğru gelmesin diye neredeyse dua edildiğini  duyarsın.. Bütün köy donmuştur adeta, çocuklar koşmaz, kuzular melemez, kuşlar bile uçmaz. Herkes büyülenmiş gibi izler seni, hangi eve gidilecek diye ızdırap dolu bir merak sarar ortalığı..Şehidin evine doğru yaklaşmaya başladığında, bahçedeki ihtiyarın büyülenmiş gibi sana baktığını, bacaklarının titremeye başladığını, elindeki bastonla zar zor ayakta durmaya çalıştığını görürsün.. Ayakların geri geri gider.. Bahçede ki çocuklar eve doğru koşar.  Pencerelerde  bir hareket başlar ve kapının önüne telaşla bir anne çıkar, bir sana, bir arkanda yere bakan mehmetçiklere,  bir de  ambulansa bakar, atar kendini yere.. Oğlu daha  toprak altına girmeden o ana düşer  toprağın üstüne..  Öyle bir vurur ki yere zelzele oluyor sanırsın.. . Konu komşu yığılır, bir feryat bin figana karışır, dersin ki işte kıyamet bu..
Kimi ana önce sana doğru koşar, ellerine sarılır, son bir umutla yüzüne bakar “yaralı, yaralı değil mi komutan” der, başını öne eğersin, hiçbir şey diyemezsin, dizlerinin bağı çözülür, çökersin anayla birlikte yere, o ağlar sen ağlarsın, gözyaşları birbirine karışır, hemşire elinin titremesinden, gözünün yaşını silmekten sakinleştiriciyi yapamaz bile.. Kimisi gördüğü rüyanın gerçek olduğunu, yerinden çıkan yüreğinin toprağa girdiğini anlar, hiç birşey diyemez yığılır kalır..
Babalar.. O babalar, fidan gibi evlatlarını feda eden o babalar.. Sicim gibi gözyaşları dökülürken gözünden, acıya garkolmuş bir gururla, “vatan sağolsun, vatan sağolsun şehit babasıyım ben” diyeek sessiz çığlıklar atar..
Kimi içine akıtır gözyaşlarını, kimi donar kalır, kimi günlerce konuşamaz.. Kimi dua eder kimi beddua.. Kimi kendi saçlarını, kimi saçlarımızı yolar, ne şapka kalır başınızda ne rütbe omuzlarınızda, söker atar..
Asıl  büyük kıyamet bir-iki sonra kopar.. Gerçekle yüzleşme günüdür. Bu sefer cenazeyle birlikte varırsın köye.. Tören mören hak getire.. Köylü alır şehidini omuzlarına, yer yerinde oynar, ne protokol kalır ne düzen.. Tekbir sesleri feryada karışır.. Kimi evladımı en son haliyle hatırlamak istiyorum der, görmek istemez cenazesini.. Kimi de illede göreceğim der,  gösteremezsin ki; ya yüzü yoktur ya da bacağı..
Zar zor törene geçilir. Bir Üstteğmen elinde daha önce de okuduğu, sadece isim hanesi değiştirilmiş standart metni okur, “kanı yerde kalmayacak” der bitirir konuşmayı, tabuta sarılmış analar, babalar, bacılar, gardaşlar bunu duymaz  bunu, duysa da inanmaz..
Zevat, öğle yemeği ile bir önceki randevu arasına sıkıştırdığı şehit cenaze törenine katılarak görevini yapmış olmanın huzuru içinde, vicdanı rahatlamış bir şekilde  köyden ayrılır..
Orada bir mezar, bir bayrak, bir ana kalır..
Sonrasında da onlarca şehit haberi vermeye  gittim..
Gittiğim evler arasında Türk evi de vardı kürt evi de.. Laz da var dı çerkes de.. Alevi de vardı sünni de.. Hepsi evlatlarını bu vatan, bu millet, bu devlet uğruna, namus ve şerefini korumak için göndermişti askere..
Türkü kürdü alevisi sunnisi hatta yahudisi hırıstiyanı oradaysa, peki kim bu düşman arkadaş?
Anladık ki,; düşman; ne bir etnik grup, ne bir siyasi düşünce, ne bir din,  ne de sadece bir devlet..
Düşman; bu coğrafyayı kendi emelleri uğruna yeniden şekillendirmek isteyen, kanser gibi bütün siyasi ve sosyal oluşumların içine sızmış, inanılmaz bir medya ve maddi güç kullanarak, kendine hizmet eden kalemşör ve silahşörleriyle  de bizi biz yapan bütün değerlerle birlikte, ülkenin birliğine, dirliğine, güvenliğine saldıran kötü bir irade..
Bu mücadele Türkiye Cumhuriyeti Devletinin varlık yokluk meselesidir..
Çözüm ise çok basit.. Bütün aşırı uçlarımızı bir kenara bırakarak, bütün siyasi görüş ve düşünüşlerin dışında ve üstünde kalarak politika üretmek ve uygulamaktır.
Ben bir kişiyim ne yapabilirim ki diyenler, unutmasın ki tarihin akışını hep o BİR KİŞİ’ler değiştirmiştir.
Ne demişti bir yazar; ÇARESİZSENİZ, ÇARE SİZSİNİZ..

 Hilmi ALICI

J. Yarbay

20 Ağustos 2015

(Dağlıca da verilen şehitler üzerine kaleme alındı. 

Kahramanmaraş-Pazarcık anılarımdan)

https://www.instagram.com/hilmialici

Türk Devletleri Milli Marşları; İstiklal Marşı Söz ve Müziği

Sarıkamış kar altında mehmedim karlar altında – Sarıkamış Harekatı- Ağıt

18 Mart Çanakkale Zaferi. Artık bizim evlatlarımız olmuşlardır.

Sevginin Gücü. 18 Mart Çanakkale Zaferi

se

Afrin’de düşen helikopterde iki şehit 🙁

yazarlar: sevim semiz, hülya salt, meral koşar, banu uzun, demet ilgen

Siz hiç şehit haberi vermeye gittiniz mi? Hilmi ALICI” için 3 yorum

  • 04/08/2016 tarihinde, saat 05:13
    Permalink

    Gözyaşlarıyla okudum… Keşke yürekler hep sevgi dolu olsa ,kin, nefret, düşmanlık duyguları hiç olmasa; kimse kimseye kıymasa…Ve analar gözyaşı dökmese…

    Yanıtla
  • 09/10/2019 tarihinde, saat 15:30
    Permalink

    Çok etkilendim. Çekilen acıları ne çabuk unutuyoruz Allahım

    Yanıtla
  • 14/10/2019 tarihinde, saat 15:08
    Permalink

    Çook Acııı ama gurur dolu derler…Şehit haberi vermek zordur elbet ama herkese nasip olmaz güçlü yürek ister!! Şahit haberi almakta her anneye,babaya,kardeşe,bacıya nasip olmaz derler… Giden gitmiştir:((

    Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.